Ana içeriğe atla
Mustafa Kemâl Atatürk’ün medeniyete bakışı
Mustafa Kemal; Kuzey Afrika’da İtalyanlara, Suriye’de ve Çanakkale’de birleşik İngiliz ordusuna karşı savaşmış ve zaferler kazanmıştır. Mondros Mütarekesi sonunda ülkenin Fransızlar, İngilizler, Ruslar, İtalyanlar tarafından paylaşılmasından sonra dağılan Osmanlı ordusunu “Kuva-i Millîye” adı altında topladı.[1]
Bu ordu, Sakarya’da, Dumlupınar’da, İnönü’de birleşik Yunan-İngiliz ordularına karşı büyük zaferler kazandı.[2] Nihayet Lozan Antlaşması ile Türkiye Cumhuriyeti devletini kurdu.[3]
Esasen 1739 Tanzimat Fermanı ile yenilenmeye başlanan bazı kurumlar ve anlayışlar daha sonra meşruti bir yönetime dönüşmüş ve Anayasa ilân edilmiştir. Başka bir söyleyişle devlet yönetimi mutlakiyet yönetiminden bir adım atılarak demokrasiye yaklaşılmıştır.
Mustafa Kemal Atatürk çok okuyan bir liderdi. Anıtkabir Kütüphanesindeki Kur’ân-ı Kerîm’e derkenar notlar düştüğü dikkate alınırsa Arapçayı, esasen Fransızcayı da biliyordu. Bu nedenle geniş bir dünya görüşüne sahipti. Dünyayı doğru okumuştu.
Bu nedenle Meşrutî yönetimin bir adım daha ilerisi olan Cumhuriyet yönetimini kurdu.
Kurduğu Cumhuriyet Devletine hedef olarak da “Muasır medeniyete ulaşma” hedefini gösterdi.
Muasır medeniyetten maksat ne idi? Yukarıdan beri açıklandığı gibi “Bilim Müslüman’ın yitiğidir, nerede bulunursa alalım. İlim Çin’de bile olsa öğrenin.” İslâmî söyleme uygun olarak bilimde, teknikte ilerlemeyi kast etmiştir. Bu unsurları da dikkate alarak giyimde, yazıda, evliliklerde, hukukta vs. bir takım yeniliklere girişmiştir.
Bilimsel ve teknolojik çalışmalara ağırlık vermiştir. Uçak, Şimendifer, şeker, dokuma başta olmak üzere ülkenin malî gücünün en zayıf olduğu zamanda çeşitli fabrikalar kurulmasını sağlamıştır. Tarım uygulamalarını modernleştirmiştir. İlk defa traktör kullanmıştır. Örnek olmak üzere Ankara’da ve Viranşehir (Urfa)’da uygulama çiftlikleri kurulmasını sağlamıştır. Üniversite kurulmasına öncülük etmiştir. Bu ve buna benzer pek çok yenilikler getirilmesini sağlamıştır.
Bu yenilikler halk nezdinde kabul görmüş ve karşılık bulmuştur.
Ancak İmparatorluğun özellikle medresede din öğrenimi yapan hocalar, yazı ve kıyafet ile ilgili olarak “gavur icadı” demek suretiyle halk üzerinde olumsuz etkiler yapmıştır. O güne göre ancak %2-3’ü okuma bilen (o da Kur’ân’ı okuyabilen) ancak eski Türkçe denilen Arap harfleri karakterli yazı ile yazabilen ve okuyabilen yok denecek kadar azdı. Kılık kıyafet ve yazı üzerinden halkın bir kısmı Atatürk’e karşı olmuştur. Aslında her yenilik hareketine toplumda karşı gelen halkın bir kısmı olacaktır.
Avrupa, son 150-200 yıl içinde kendine özgü bir kültür geliştirdi. Geliştirilen bu kültürde Haçlı seferleri ve daha öncesi (Marko Polo gibi…) etkileşimlerle daha sonra oluşturdukları bilim ve teknoloji alanında, eski Yunan’a dayansa da daha önce yaşamış olan milletlerin de denediği demokrasi uygulamalarına az-çok katkıda bulunmaktan başka bir iş yapmamıştır (Ekte incelenebilir.).
Gerek Atatürk’ün kılık kıyafet veya yazı gibi bazı unsurları benimsemesi, esasen daha önce açıklandığı gibi kültürün genişliğine yaygınlaşmasına güzel bir örnek olarak gösterilebilir. Muasır medeniyet seviyesine ulaşmak, hangi kültürde olursa olsun, bu kültürlerden yararlanmak, bilim, teknoloji ve sanat dallarında ortak bir kültüre yani medeniyet seviyesine ulaşmak demektir.




[1] “Millî kuvvetler” demektir. Mustafa Kemal, elbette bu işi yalnız başına yapmadı, kendine inanmış Fevzi Çakmak, Mareşal Kazım Karabekir, İsmet İnönü gibi komutanlarla birlikte gerçekleştirdi.
[2] Kuva-i Millîye, sadece Maraş, Adana, Urfa ve Antep illerinde etkili olmamıştır. Bu illerin halkı Fransızlara karşı savaşmış ve sonunda Fransızların çekilmesini sağlayan Ankara Antlaşması imzalanmıştır.
[3] Halkımız tarafından genellikle Atatürk’ün Osmanlı Devletini yıktığı düşünülür. Bu yanlıştır. Çünkü Sultan Vahittin 3 Mart 1929 günü bir İngiliz gemisi ile ülkesini terk etmiştir. Cumhuriyet yönetiminin temeli olan Büyük Millet Meclisi ise 23 Nisan 1920 gününde açılmıştır. Buna göre ülke 40 gün devletsiz ve başsız kalmıştır. Atatürk, başsız kalan bu millete baş olmuş ve Türk milletini bir devlet etrafında yeniden toplamıştır. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

4 MEDENİYETİN OLUŞUMU İnsanlık tarihi, genel olarak yazının icadından önce ve sonra olmak üzere iki bölümde incelenir. Ek 1’de gösterilen toplumların ve milletlerin kültür, bilim ve teknolojiden ibaret olan medeniyetin temelinin ve esasının yazının icadından önce ve kısa bir süre sonra atılmış olduğu açıkça görülür. Bugün ulaştığımız kültür, bilim ve teknoloji kaynaklarının bir kısmı gösterilmiş, bir kısmı unutulmuş olsa da esasen çoğunun hangi devirde icat veya keşfedildiği bilinse bile birçoğunun hangi millet veya topluluk tarafından ortaya konduğu bilinmemektedir.  Örneğin bugün ekmek yapıp yediğimiz buğday, bitki olarak tabiatta bulunsa bile hangi toplum ve ne zaman toprağa atıp yetiştirmeyi akıl etmiştir? Diyelim ki tesadüfen olmuştur, peki, hangi toplum ve ne zaman buğdayı un yapan teknolojiyi keşfetmiştir? Yani bugünkü modern tarımın öncüleri kim ve ne zaman olmuştur? Ayakkabıyı kim ve ne zaman icat etmiştir? Acaba, Arşimet, suyun kaldırma gücü olduğunu bulmuş mudur...
Sözlerinden bazıları Mustafa Kemal Atatürk çok zekî bir insandır. Zekâsını okuduğu kitaplarla ve gözlemleriyle beslemiştir. Ve gerçek bir liderdir ve çok ileri görüşlüdür. Bugün, dünyanın pek çok ülkesinde onun büstleri ve heykelleri ve sözleri halâ güncelliğini korumaktadır. Onun topluma rehberlik eden ve ülkenin ve milletin yönetim, ekonomi, eğitim, dış ve iç politika gibi konularda söylediği sözler halen canlılığını korumaktadır. Bu sözlerden bazıları aşağıda gösterilmiştir. Yurtta sulh, cihanda sulh.  İngilizcesi Peace at home, peace in the world. Our true mentor in life is science.   Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.   Türkiye Cumhuriyetinin temeli kültürdür. İngilizcesi Culture is the foundation of the Turkish Republic. İstikbal göklerdedir. Güzel sanatlardan mahrum kalmış bir millet, damarlarından birini kaybetmiş demektir. Süngülerle, silâhla ve kanla kazandığımız askerî zaferlerden sonra, kültür, bilim, fen ve ekonomi alanlarında da z...

TARİHTEN ÖNCE VARDIK, ŞİMDİ DE VARIZ, YARIN DA OLACAĞIZ.

10 TÜRKLERİN MİLLET OLARAK DÜNYA SAHNESİNE ÇIKIŞI [1] Türkler, Ön Türkler olarak adlandırılan Göktürklerden ve tarih öncesi dönemde Orta Asya’da   Altay Dağları   ile   Tanrı Dağları   arasındaki bölgede tarih sahnesine çıkmıştır (M.Ö. 6000). İster yaratılış ister türeyiş hangi kurama inanırsanız inanınız küçük topluluklar halinde yaşamaya başlayan topluluklar avcılık hayatlarından çiftçilik ve çobanlığa geçmeleri ile ilk milletleşme olgusuna 8000 yıl önce (M.Ö. 6000) geçmeye başlamıştır. Türk milletini oluşturan ve değişik bölgelerden gelerek Altay-Tanrı Dağları arasında toplanan insanlar da bu tarihlerde koyun yetiştiriciliğinden başlayarak atlı göçebe hâlinde birleşerek komşularının Türk olarak adlandırdığı Türk kültürünü oluşturmuştur. Bu tarih aşağı-yukarı Tunç Çağına rastlamaktadır. Tarih öncesi kültürler anlatılırken de söylendiği gibi Tunç Çağında tarih sahnesine çıkan Türkler, ana yurt olarak edindikleri bu bozkırlarda hayvancılık, avcılık, taştan ...