10
TÜRKLERİN MİLLET OLARAK DÜNYA
SAHNESİNE ÇIKIŞI[1]
Türkler, Ön
Türkler olarak adlandırılan Göktürklerden ve tarih öncesi dönemde Orta Asya’da Altay Dağları ile Tanrı Dağları arasındaki bölgede tarih
sahnesine çıkmıştır (M.Ö. 6000).
İster yaratılış ister türeyiş hangi kurama inanırsanız
inanınız küçük topluluklar halinde yaşamaya başlayan topluluklar avcılık
hayatlarından çiftçilik ve çobanlığa geçmeleri ile ilk milletleşme olgusuna
8000 yıl önce (M.Ö. 6000) geçmeye başlamıştır. Türk milletini oluşturan ve
değişik bölgelerden gelerek Altay-Tanrı Dağları arasında toplanan insanlar da
bu tarihlerde koyun yetiştiriciliğinden başlayarak atlı göçebe hâlinde
birleşerek komşularının Türk olarak adlandırdığı Türk kültürünü oluşturmuştur. Bu tarih aşağı-yukarı Tunç Çağına
rastlamaktadır.
Tarih öncesi
kültürler anlatılırken de söylendiği gibi Tunç Çağında tarih sahnesine çıkan
Türkler, ana yurt olarak edindikleri bu bozkırlarda hayvancılık, avcılık,
taştan ve bakırdan eşyalar yaptıkları Kurot ve
Kuyum kurganlarında yapılan kazılarda ortaya çıkmıştır. Ayrıca kartalı kutsal kabul etmiş, ölülerini gömmüş,
mezar taşlarına kartal resmi veya kartal pençesi resimleri kazımışlardır.
Sosyal
yönden aileye önem verdikleri ve önceleri anaerkil daha sonra da babaerkil aile
yapısını tercih ettikleri batılı tarihçiler tarafından da kabul ve tahmin
edilmiştir. Daha sonra Uygur olarak tarih
sahnesine çıkan Türklerin konuştuğu Türkçenin Tunç Çağında da konuşulmaya
başlamasının mümkün olacağı görülmektedir.
Bir kültür (yerleşim) çevresi oluşturan ve
Tunç Çağını yaşayan Türklerin atı, sığırları ve deveyi evcilleştirmiş oldukları
ve aynı zamanda savaşçı bir toplum oldukları da anlaşılmaktadır.
Böylece
medeniyetin (uygarlığın) ilk temel taşları konulmuş oldu.
Bu kültür
zamanla Sibirya’dan Hazar Gölünün kuzeydoğusuna kadar genişledi.[2] Böylece
Türk kültürü geniş bir alana dağıldı.
M.Ö.
1700-1200 yılları arasında bu topluma ait tunçtan, gümüşten ve altından
yapılmış eşya ve araçlar kazılarda bulunmuştur. Bu eşyaların çeşitli hayvan
figürleri ile süslenmiş olduğu ve bu figürlerden de atı ehlileştirmiş
oldukları (M.Ö.
3300-1700) anlaşılmaktadır. Yine arkeolojik kazılarda brakisefal insanın
kalıntılarından burada yaşayan insanların Türk ırkına ait olduğu görülmektedir.
Bununla birlikte Başkurtların, Tatarların, Kırgızların, Kazakların, Taciklerin
ve Özbeklerin ve diğer Türk kavimlerinin de Türk ana kültünün[3]
özelliklerini taşıdıkları anlaşılmaktadır.[4]
Türklerin
bir kolu olan İskitler (Sakalar), Hazar Gölünün kuzey-doğusuna kadar
genişlemiştir. (M.Ö. 1700 sonrası).
Sakaların çağdaşı ve komşusu olduğu şimdiki İran devletini kuran Farisîlerle birçok
savaşlar yaptığı bilinmektedir.[5]
Türk
milletinin tarih dönemine kadar olan siyasî ve kültür tarihi ile adı ve kimliği
hakkında özet bilgi verilmiştir. Aşağıda ise bu konuya Mezapotamya’da kurulan ve
yine Türk olduğu bilinen Sümerlerden başlayarak İlk Çağlarda devlet kuran
milletlerin ve kurduğu devletlerin kültürel gelişmeleri ve medeniyete katkıları
hakkında bilgi verilecektir.
Ek 1’de
gösterilen Türklerin Müslümanlığı kabul etmesinden önce ve sonrasında
medeniyete katısı bir fikir vermesi bakımından kısaca özetlenmiştir.
Özet
İlk
defa üniversite anlamında müspet ilimlerin öğrenim yaptığı medrese Nizamülmülk
tarafından kuruldu.
Eski
Yunan ve Helen medeniyetlerine ait eserler Türkçeye çevrildi. Bu çeviriler
Haçlı Seferleri ile tekrar Avrupa'ya taşındı.
Batıda
Al Farabius olarak tanınan Farabi, matematik, fizik, astronomi vb. konularda
çeşitli eserler yazdı. Eserlerinin çoğu batı dillerine çevrildi. Ayrıca
Aristo'nun düşüncelerini yorumladı ve "Muallim-i Sâni" (İkinci Öğretmen)
adıyla yazdı.
Bilimleri
ilk defa “İhsâ'ül-Ulûm” adlı eserinde sınıflandırdı.
Öklit
geometrisini yorumladı.
Cebir
matematiği, El Cabir tarafından bulunmuştur.
Avrupa’da
Avicenna adıyla tanınan İbni Sînâ’nın
özellikle "El-Kanun fi't-Tıb"
adlı eseri, Lâtinceye çevrildi ve ders
kitabı olarak okutuldu. Kan dolaşımını
keşfetti. Bazı hastalıkların göze görülemeyen (mikroplar) canlılar tarafından
yayıldığını keşfetti.
Birûnî
(973 -1051) astronomi, matematik geometri, tıp ve coğrafya alanlarında birçok
eser yazdı. Yıldızların yükseklik açılarını ölçen aletler icat etti. Yer
kürenin çekirdeğinin çapını 15 kilometre yanılmayla 6338.8 km olarak buldu.
Dünyanın ilk astronomi ansiklopedisini yazdı. Rasathane açtı..
El-Harezmî
Şehristânî ve Gazali felsefe dalında eserler yazdı.
Geometri alanında İbni Rüşd Fahreddin Razi
eser yazdı.
Trigonometri,
Abdurrezzak Türkî ve Abdullah el-Baranî tarafından bulundu.
Güneş
yılına dayanan Celâlî veya Takvim-i Melikşâh olarak bilinen takvim keşf edildi.
İlk
hastahane olan darüşşifa kuruldu.
Kubbe
kemer ve sütun biçimleri Türkler tarafından yapıldı.
Hat
(yazı), cilt, çini, minyatür, seramik, dokumacılık taş ve maden işçiliği gibi
alanlarda eşsiz örnekler ortaya kondu.
Birçok
yapıda kabartma hayvan figürleri yapıldı.
Madalyona
ilk defa kabartma resim konuldu.
Farabî,
ses ve müziğin fizik temellerini inceledi ve ses perdesinin özelliklerini
buldu.
İlk
defa bando takımı kuruldu.
[1]
Burada açıklanmaya çalışılan görüşler Vikipedi Özgür Ansiklopedisinin muhtelif
kaynaklarından esinlenilmiştir.
[2]
Nitekim, Alpertunga (Afrasyap) destanını yazan İskitler (Sakalar) burada
yaşamışlardır. Saka sözü ise halen Türkçede “Su taşıyan, tarla sulayan”
anlamında kullanılmaktadır.
[3]
Bu kavimler, boylar ve Türk kültünü oluşturan topluluklar; örneğin Kırgız
Türkü, Oğuz Türkü, Kürt Türkü, Kazak Türkü, Saka Türkü gibi sözlerle
adlandırılır.
[4]
Bu konularda gerek tarih ve kültür tarihi kitaplarında ve internet ortamında
çok ayrıntılı olarak yazılmış çok sayıda eser ve makale vardır. Yazı, kaynak ve
dipnotlara boğulmak istenmemiştir.
[5]
Bu savaşların sonuncusunda, Farisî şahı Keyhüsrev hile ile Sakaların komutanı
ve hakanı olan Alper Tunga (Afrasyap)’yı öldürtür. Bu olay “Alper Tunga
Destanı” adı altında dilden dile nesilden nesle geçer, son zamanlarda bu destan
basılı hâle getirilmiştir.
Yorumlar
Yorum Gönder