İslâmiyet’in
medeniyete bakışı:
Meseleyi bu açıdan gören İslâm dini anlayışına göre “Bilim, Müslüman’ın
yitiğidir. Nerede bulursa oradan alınır.” Düsturunu ortaya koymuştur. Buna
ilâveten “İlim, Çin’de bile olsa gidin öğrenin.” denilmiştir.
Bu sözler söylendiği zaman, İngiliz diye bir topluluk bile yoktu. Avrupa
karanlık bir çağ yaşıyordu. Örnekleri eklerde gösterilen İslâm ve Türk
topluluklarının kültürlerinin medeniyete yani bilme ve teknolojiye ne kadar
önem verdiği açıkça görülmektedir. Bilim adamları padişahlar, hakanlar tarafından
korunmuştur. Onlara özel önem verilmiştir. Bu nedenle astronomi, matematik,
kimya, fizik, tıp gibi bilim dallarında yeni buluşlar gerçekleştirmiştir.
Gerektiğinde eski Yunan eserlerini incelemişler, bunları dillerine tercüme
etmişlerdir. Kısaca nerede bilim varsa onu arayıp bulmuşlar ve geliştirmişlerdir.
Bu buluşlar, asırlar sonra Avrupalı milletler tarafından da aynı şekilde geliştirilmiştir.
Kısaca Müslüman bilim adamları Çin’de buldukları kâğıdı, pusulayı ve matbaayı
almışlardır. Avrupa’dan hareket eden Haçlı orduları da bunları ve birçok eseri
alarak kendi ülkelerine götürmüşlerdir. Eğer pusulayı almamış olsalardı,
Amerika’nın keşfi belki yüzlerce yıl sonra gerçekleşebilirdi.
Kısaca Müslüman Araplar ve Müslüman Türkler ilim nerede ise oradan
almışlar ve bulduklarını kendileri kaybetmiş gibi sahiplenmişlerdir.
Müslümanlık, Türk milletinin hayatına yeni değerler katmış ve kültürünü
genişletip zenginleştirmiştir.
İslâmiyet’in temel düsturlarından biri olan “Dinde zorlama yoktur.”
Hükmü gereğince Türkler fethettiği yerlerde dinî veya ırkî asimilasyona yer
vermemiştir. Her toplumu inancında, yaşayışında, dilinde serbest bırakmıştır. Hz.
Muhammed zamanında da değişik dinî inancı olan insanlar birlikte yaşamıştır.
Savaşlara bile kurallar getiren Hz. Muhammed’in öğretilerini uygulamıştır.
Bu cümleden olarak, savaşlarda düşman topraklarındaki tarlalara, mabetlere, bağ
ve bahçelerine zarar vermemiştir. Teslim olanlara (aman dileyenlere) kılıç
kaldırmamıştır. [1] Öyle ki savaşta teslim
olan askerlerin öldürülmesine izin verilmemiştir. Teslim olan şehirler işgal
edilmemiştir. Haçlılar Kudüs’ü Müslümanlardan aldığında 40 000 kişiyi kılıçtan
geçirmiştir. Buna karşılık Selâhddin-i Eyyubî Kudüs’ü fethettiğinde ise
askerlerin sağ-salim ülkelerine dönmelerine izin vermiştir. Yine İslâmiyet’in
esasları arasında kölelik kaldırılmıştır. Savaşta esir alınanlar, Müslümanlara
okuma-yazma öğretmek şartı ile serbest bırakılmıştır.
Bir Haçlı ordusu İstanbul’u işgal etmiş, şehirde katliam ve yağma
yapmıştır. Ülkenin altın ve mücevher gibi zenginliklerini ülkelerine taşımıştır.
Buna karşılık Fatih sultan Mehmet Kral Konstantin’e “Şehri teslim ettiği
takdirde yağma yapmayacağını, aksi halde yağmaya izin vereceğini” bildirmiştir.
Kral bu teklifi kabul etmediği için askerin şehirde yağma yapmasına sadece üç
gün için izin verilmiştir.
Malazgirt Meydan Savaşını kaybeden Bizans İmparatoru, Alpaslan
tarafından misafir olarak ağırlanmış ve antlaşma yapılarak ülkesine gitmesine
izin verilmiştir.[2] Buna karşılık Kazıklı
Voyvoda namındaki Macar-Hıristiyan beyi, Fatih’in elçilerini kazıklara
oturtmuştur.
Bu açıdan bir de ABD ve AB ülkelerine bir bakalım: Çanakkale savaşlarına
Anzakları, Hintli Müslümanları “Kâfirlerle savaşacağız.” diye kandırarak
getiren İngilizler binlerce insanın tanımadıkları topraklarda tanımadıkları
insanları hem öldürmüşler hem de kendileri ölmüşlerdir.[3]
Adeta soy kırım yapılmasına sebep olmuşlardır.
Romalılarla ilgili tarihî kayıtlarda ve o günleri anlatan filmlerinde
Hıristiyanların aslanlara nasıl yedirildiğinin vahşeti bütün çıplaklığı ile
görülmektedir.
Hitler yönetimindeki Almanya, Yahudilere karşı soykırım uygulamış,
binlerce Yahudi gaz odalarında öldürülmek veya yakılmak suretiyle soykırım
uygulamıştır.
İngiliz, Fransız gibi ülkelerin stüdyolarında çevrilen tarihî filmlerinde
iç isyanlar ve mezhep savaşlarında ne kadar insanın öldürüldüğü
anlatılmaktadır. ABD filmlerinde ise kıtanın asıl sahibi olan yerlilerin nasıl
yok edildikleri, edilmeyenlerin ise nasıl dinî ve sosyal asimilasyona tabi
tutuldukları açıkça görülmektedir.
Bunun gibi son ABD ordusunun Vietnam’da, Irak’ta doğrudan müdahalesiyle
binlerce insan öldürülmüş, binlerce kadının
ırzına geçilmiş, binlerce çocuk anasız-babasız kalmıştır. Yine binlerce insan
insanlık dışı işkencelere tabi tutulmuştur. Ülkenin doğası bombalarla tahrip
edilmiştir.
Kadınların “İçinde şeytan var, onu yok edelim.” diye yakıldıkları
dikkate alınırsa İslâm dini, “Cennet anaların ayağı altındadır.” demiştir. Türklerin
Müslümanlığı kabul etmesinden önce bile kadınlara önem verildiği görülmektedir.
Bu nedenle devletin yönetiminde hakanın eşi de aynı derecede görev üstlenmiştir.
Hz. Muhammed’in Vedâ Hutbesi incelendiğinde bugün Avrupa’nın pek övündüğü
“İnsan Hakları Beyannamesinden daha ileri bir görüş getirdiği kolayca anlaşılır.
Orta Çağ karanlıklarında kilisenin görüşleri tartışılmaz iken İslâm’ın
kutsal kitabında çevredeki olayların ve nesnelerin akılla incelenmesine
defalarca vurgu yapılmıştır. Nitekim, birçok bilim adamı giyotinle idam veya
tehdit edilmiştir.
Fransız İhtilâlinde binlerce insan giyotin denilen bıçakların altında
kafaları kesilmek suretiyle öldürülmüştür.
Tarihi bu kadar ölümlerle ve soykırımlarla dolu olan ABD ve AB ülkeleri
akıllarınca Türkleri dizayn etmeye çaba göstermektedir.
Görülüyor ki Türk-İslâm kültürü ve savaş anlayışı ile ABD-AB ülkelerinin
savaş anlayışındaki vahşet farkı çok açıktır.
[1]
Bu nedenle “Aman
dileyene kılıç kalkmaz.” Atasözü bu amaçla söylenmiştir.
[2]
Buna benzer bir örnek Plevne’de savaşı kaybeden Gazi Osman Paşaya Rus çarı
kılıcını iade etmiş ve ülkesine dönmesine izin vermiştir.
[3]
Bu savaşta 253 000 İngiliz ittifak ordusu, 250 000 de Türk askerinin öldüğü
belirtilmektedir.
Yorumlar
Yorum Gönder