Ana içeriğe atla

HUNGTİNGTON; YA DÜNYAYI OKUMAMIŞ VEYA YANLIŞ OKUMUŞ YA DA PROVOKASYON YAPMAKTADIR


1

SAYIN HUNGTİNGTON;
YA DÜNYAYI OKUMAMIŞ
VEYA YANLIŞ OKUMUŞ
YA DA PROVOKASYON YAPMAKTADIR

MEDENİYET
ÇATIŞIR MI MI? PAYLAŞILIRMI MI?

Bu çalışmanın amacı
Bu çalışmada, Huntington’un tezine karşılık olmak üzere aşağıdaki soruların cevapları bir bütünlük içinde aranacaktır:
1. Kültürün çeşitliliği yanında medeniyet tektir ve insanlığın ortak değerler bütünüdür.
2. Gelecekte olması ihtimal bir çatışma ekonomik, dinî kaynaklı ve sömürgeciliğe karşı kurulacak bir ittifakla olacaktır. İttifaklar da bir gün ihtilafa dönüşecektir.  Bu çatışmanın silahları ise bilim ve teknoloji olacaktır.
3. Yazarın Türk milletine ve Atatürk’e karşı hasmane bir tutum içinde olduğu görülerek ayrıntılı cevap verilecektir.

Medeniyetler Çatışması Tezi [1]
Samuel Huntington, gelecekte (1990’dan itibaren) dünyanın girdiği soğuk savaş atmosferinden sonra, “uluslar arası ittifak veya ihtilafların (çatışmaların-ayrıştırılmaların) temel kaynağını, politik ya da ekonomik ideolojiler değil, medeniyetler olmaya başladığını ve 21. yüzyılda da bu trendin devam edeceğini”; “Medeniyetler Çatışması” adı altında tez olarak ortaya koymuştur.
Bu tez acaba ne kadar gerçekçidir ve ispat edilebilir? Yoksa uluslar arası ittifak ve ihtilafların temel kaynağını insanlığın ortak değerlerinin oluşturduğu tek medeniyet, kendi kendisiyle nasıl bir ittifak ve ihtilaf kaynağı olacaktır? Gerek tarihin ilk çağlarından itibaren meydana gelmiş olan ve gerekse günümüzde de az-çok oluşan ittifak ve ihtilaflara bakılacak olunursa söz konusu ittifak ve ihtilafın temel kaynağını yalnız 21. Yüzyılda değil gelecek yüzyıllarda da ittifak ve ihtilafların temel kaynağının politik, ekonomik ve dinsel kaynaklı olacağı hem geçmişteki hem günümüzdeki savaş sebeplerine bakıldığında açıkça görülmektedir.
Samuel Huntington’un ortaya attığı görüşte; biri umumî, biri bilimsel öteki de Türkiye ve Atatürk’le ilgili olmak üzere bazı sakıncalar bulunduğu görülmektedir. Bu görüşleri aşağıdaki başlıklar altında toplayabiliriz:
a. Uluslar arası ihtilaf ve ittifaklarının (bugünkü ve gelecekteki çatışmaların) ekonomik ve siyasal ideoloji olmayıp medeniyetler arasında olacağı;
b Bu temel teze göre medeniyet kavramı;
c. Türkiye’nin modernleşmesi ve Atatürk’le ilgili görüşlerinin tutarsızlığı.
MEDENİYET NEDİR?
Ateşin, giysinin, ayakkabının; bakırın, demirin, tuncun keşfinde ve icadında, benzer yaşayışları olan insanların bir araya gelerek topluluk veya millet haline gelmesine kadar dünyanın muhtelif yerlerinde bulunan arkeolojik kazılarda elde edilen kalıntılarda ve mağara resimlerinde belirli bir kavmin veya milletin adı söz konusu değildir. Tarih öncesi bilinmeyen çağlarda gerek tecrübeler, gerek tesadüflere ve gerekse zihnin bir unsuru olarak elde edilen gelişmeler, insanlığın ortak eseri olup hiçbir millete veya ırka ait olmadığı gibi bir şahsa da ait değildir. Başka bir söyleyişle medeniyetin temeli bilinmeyen tarih öncesi çağlarda adı bilinmeyen topluluklar tarafından atılmaya başlamıştır. Bu nedenle medeniyet anonimdir. Ve medeniyetin sahibi hem yoktur hem de herkestir. Ancak her hangi bir toplumdur ki bu keşiflerden veya icatlardan birini yaparak kendine özgü bir yaşayış biçimi denilen kültürü oluşturmuştur. Oluşturulan bu kültür hem ki nesillere (derinliğine) hem de çağdaş milletler arasında (genişliğine) yayılmıştır.  Ancak, genişliğine ve derinliğine yaygınlaşan bu yaşayış biçimine hem çağdaş milletler hem de sonraki nesiller bir takım eklemele, çıkarmalar, düzeltmeler yaparak yine derinliğine ve genişliğine doğru gelişmeler olmuştur.  Buna göre insanlık aleminde önce medeniyet unsurları sonra kültür oluşmaya başlamıştır. Medeniyet unsurları başlangıcından günümüze kadar geldiği halde kültür unsurlarının önemli bir kısmı toplumların tarih sahnesinden çekilmesiyle kayıp olmuştur.
Kültür unsurlarının özellikle başlangıçta giyinmek, barınmak, beslenmeye yönelik oluşumlarla başlayan medeniyet, giderek hayatı kolaylaştırıcı buluş ve keşiflerle beslenmiştir. Örneğin, ihtimal ki, daha uzak biryerde bulunan suyu kaplarla taşımaya başlamış olan bir toplum, komşusunda gördüğü başlangıçta arklarla sonra künglerle, daha sonra topraktan yaptıkarı borularla, daha sonra maden ve nihayet günümüzde ise plastik borularla taşımayı görüp bunu benimsemiş ve kendi de kullanmaya başlamıştır. Bu gelişme bir taraftan da sonraki nesillere intikal etmiş. Her nesil de buna yenilerini eklemiştir. Bu gelişmeleri ancak arkeolojik kazılar sonucu elde edilen kalıntılarda açıkça görüyoruz.
Görülüyor ki kültürün çeşitliliği yanında medeniyet tektir.
Bu tezle;  Hungtington’un çoğul olarak ileri sürdüğü “soğuk savaş döneminden sonra uluslar arası ittifak veya ihtilafların (çatışmaların) temel kaynağının, politik ya da ekonomik ideolojiler değil, medeniyetler olmaya başladığını ve 21. yüzyılda da bu trendin devam edeceği tezine karşı “dünyayı doğru okuyamama veya yanlış okumadan kaynaklanan bu görüşüne karşı tek medeniyet (uygarlık) olduğu şeklinde karşıt görüş oluşturacağı ileri sürülmektedir.
Her milletin veya örgütlü toplumun bir kültürü yani yaşayış biçimi olmasından dolayı kültür, çok çeşitli ve fakat medeniyet kültürlerin kesiştiği yani ortak noktasıdır, kısaca bütün insanlığın ortak paylaşımıdır. 
Kısaca, “medeniyet” sözünün sentaks ve semantik olarak  çoğulu yoktur. Medeniyet insan zekâsının ilk yaratılıştan itibaren ortaklaşa oluşturduğu ve paylaştığı düşünme ve yaşama biçimidir. İnsanlığın ortak yaşam merkezi olması nedeniyle genel anlamda kültürel farklılıklar görülse bile medeniyet bakımından ortak noktaları daha fazladır.
Belki, eski çağlarda birbiriyle ilişkisi olmadığı hâlde örneğin Amerika ve Afrika kıtalarında yaşamış olan milletlerin kendilerine özgü bir medeniyet geliştirmiş oldukları kabul edilse bile, Amerika’ya ve Afrika’ya Avrupalı tacirlerin ve istilacı askerlerin gelmesiyle plânlı veya plânsız bir asimilasyon –benzeştirme- olduğu dikkate alınırsa yine yatay bir medeniyet ortaklığı kendiliğinden oluşmuştur (kültürel benzeşme).
Bu nedenle medeniyetler arası bir çatışmadan söz etmek mümkün değildir. Çatışma; ancak genel itibarı ile medeniyeti oluşturan milletler arasında değil devletler arasındaki çıkar temel sebebe dayalı olarak ekonomiktir. Yaşadığımız 21. Yüzyılda dinî-ideolojik bir savaşın varlığından da söz edilebilir. Öyle ki, bu savaşın devam ettiğini en azından, Protestan kilisesi ile Ortodoks Kilisesinin yüzyıllardır devam eden savaşa son vermek için barış yapma çabaları gösterilebilir. 20. Yüzyılın neredeyse bütün yıllarını kaplayan soğuk savaş dönemindeki benzer kapitalizm-komünizm kaynaklı savaşın yerini, Rusya ve ABD arasındaki rekabet ve silahlanma, ideolojik görünmese de dünyayı paylaşma bakımından ciddî savaş sebebi olabilir. Özellikle başta Afganistan olmak üzere Orta Doğu ülkeleri arasındaki  mezhep kaynaklı savaşlarda bu iki güçlü devlet kendilerine ittifak edebilecekleri devletler bulmuştur.[2] 
Bu ittifaka, AB ülkeleri de karışarak Libya’yı, Mısır’ı, Irak’ı, Suriye’yi Yemen’i de içine alan Arap Baharı denen Büyük Ortadoğu Projesi kapsamına İran ve Türkiye de dahil edilmiştir. Sözü geçen bu ülkeler, kendi aralarında bir ittifak kuramadıklarından dolayı sömürgeci ittifak anlayışının karşısında bütün zenginlik kaynaklarını kaybeder hale gelmişlerdir.[3]
Gerek Sünni Kürtler ve Araplar, gerekse Alevî Kürtler ve Araplar arasında yüzlerce yıldan beri olmayan çatışma ve savaşlar ABD ve AB ülkeleri arasındaki gizli-açık ittifakla 21. Yüzyılın başlarından itibaren alevlendirilip başlatılmıştır. Buna karşılık Rusya’da şu anda İran ve Suriye ile ittifak yaparak karşı bir güç oluşturmuştur. Böylece bu iki ittifak arasında 11 Eylülde başlayan 3. Dünya savaşı yavaş yavaş görülmeye başlamıştır. Başka bir söyleyişle, gerek Avrupa’da ve gerekse İslâmiyet’in ilk yıllarında görülen mezhep savaşlarına oldukça uzun bir süre ara verilmişken yeniden kışkırtılan toplumlar arasında sun’i savaş ortamı yaratılmıştır. Yukarıda söylendiği gibi bunun temel nedeni dinî ve ideolojik kaynaklı değildir ama tamamen ekonomik kaynaklıdır.







[2] Çok bariz olarak görünen hem Rusya’nın hem ABD’nin Suriye’ye müdahalesi ve Suriye’nin kuzeyinde oluşturulacak ve kendileri tarafından yönetilebilecek bir takım Kürt kantonları, Irak-Kerkük petrolünün Akdeniz’e ve İsrail’e taşınması veya taşınmaması için bu iki ülkenin karşılıklı savaş ortamına girdiği görülmektedir.
[3] Esasen Mustafa Kemal Atatürk ve takip edenler, bunu gördükleri için Bağdat ve Balkan paktları (ittifakları) kurmuştur. Ancak bu ittifaklar her nedense uzun ömürlü olamamıştır. Kanaatimce, ABD, Rusya ve AB ülkeleri karşısında bu ülkelerin güçlü bir ittifak kurmaları, her ülkenin kendi yararına olacaktır. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

4 MEDENİYETİN OLUŞUMU İnsanlık tarihi, genel olarak yazının icadından önce ve sonra olmak üzere iki bölümde incelenir. Ek 1’de gösterilen toplumların ve milletlerin kültür, bilim ve teknolojiden ibaret olan medeniyetin temelinin ve esasının yazının icadından önce ve kısa bir süre sonra atılmış olduğu açıkça görülür. Bugün ulaştığımız kültür, bilim ve teknoloji kaynaklarının bir kısmı gösterilmiş, bir kısmı unutulmuş olsa da esasen çoğunun hangi devirde icat veya keşfedildiği bilinse bile birçoğunun hangi millet veya topluluk tarafından ortaya konduğu bilinmemektedir.  Örneğin bugün ekmek yapıp yediğimiz buğday, bitki olarak tabiatta bulunsa bile hangi toplum ve ne zaman toprağa atıp yetiştirmeyi akıl etmiştir? Diyelim ki tesadüfen olmuştur, peki, hangi toplum ve ne zaman buğdayı un yapan teknolojiyi keşfetmiştir? Yani bugünkü modern tarımın öncüleri kim ve ne zaman olmuştur? Ayakkabıyı kim ve ne zaman icat etmiştir? Acaba, Arşimet, suyun kaldırma gücü olduğunu bulmuş mudur...
Sözlerinden bazıları Mustafa Kemal Atatürk çok zekî bir insandır. Zekâsını okuduğu kitaplarla ve gözlemleriyle beslemiştir. Ve gerçek bir liderdir ve çok ileri görüşlüdür. Bugün, dünyanın pek çok ülkesinde onun büstleri ve heykelleri ve sözleri halâ güncelliğini korumaktadır. Onun topluma rehberlik eden ve ülkenin ve milletin yönetim, ekonomi, eğitim, dış ve iç politika gibi konularda söylediği sözler halen canlılığını korumaktadır. Bu sözlerden bazıları aşağıda gösterilmiştir. Yurtta sulh, cihanda sulh.  İngilizcesi Peace at home, peace in the world. Our true mentor in life is science.   Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.   Türkiye Cumhuriyetinin temeli kültürdür. İngilizcesi Culture is the foundation of the Turkish Republic. İstikbal göklerdedir. Güzel sanatlardan mahrum kalmış bir millet, damarlarından birini kaybetmiş demektir. Süngülerle, silâhla ve kanla kazandığımız askerî zaferlerden sonra, kültür, bilim, fen ve ekonomi alanlarında da z...

TARİHTEN ÖNCE VARDIK, ŞİMDİ DE VARIZ, YARIN DA OLACAĞIZ.

10 TÜRKLERİN MİLLET OLARAK DÜNYA SAHNESİNE ÇIKIŞI [1] Türkler, Ön Türkler olarak adlandırılan Göktürklerden ve tarih öncesi dönemde Orta Asya’da   Altay Dağları   ile   Tanrı Dağları   arasındaki bölgede tarih sahnesine çıkmıştır (M.Ö. 6000). İster yaratılış ister türeyiş hangi kurama inanırsanız inanınız küçük topluluklar halinde yaşamaya başlayan topluluklar avcılık hayatlarından çiftçilik ve çobanlığa geçmeleri ile ilk milletleşme olgusuna 8000 yıl önce (M.Ö. 6000) geçmeye başlamıştır. Türk milletini oluşturan ve değişik bölgelerden gelerek Altay-Tanrı Dağları arasında toplanan insanlar da bu tarihlerde koyun yetiştiriciliğinden başlayarak atlı göçebe hâlinde birleşerek komşularının Türk olarak adlandırdığı Türk kültürünü oluşturmuştur. Bu tarih aşağı-yukarı Tunç Çağına rastlamaktadır. Tarih öncesi kültürler anlatılırken de söylendiği gibi Tunç Çağında tarih sahnesine çıkan Türkler, ana yurt olarak edindikleri bu bozkırlarda hayvancılık, avcılık, taştan ...