16
MEDENİYET AÇISINDAN EMPERYAL VE ÜNİTER DEVLETLER
Ekteki devletler kültürü incelendiğinde genel olarak imparatorluk olan
devletlerin medeniyete önemli bir katkısının olmadığı görülür. Roma
İmparatorluğu da Yunanlılar da devlet yönetiminde bile krallık ve demokrasi
denemeleri yapmıştır. Örneğin “lâiklik” in ve çok dinli-inançlı bir toplum
olarak yaşayan Uygurlarda demokrasinin belirtileri görülmüştür. Kadına önem
verilmiş ve hakan ile birlikte devleti yönetmiştir.
Son imparatorluk olan Osmanlıdan önce ki bütün emperyalist ve
imparatorluk olan devletler, gerçekte toplumlarının kültürüne ve yaşayış
biçimine önemli katkılarda bulunamamıştır. Bunun en önemli sebebi, bu
devletlerin savaştan savaşa koymaktan bir kültür yapabilme fırsatı bulamamış
olmalarıdır.
İmparatorluklar ve emperyalist devletler günümüzde insan yaşayışının üç
ayağından ikisi olan teknoloji ve bilim alanındaki ilerlemeler dışında kültürel
anlamda yenilik ve ilerleme yapamadıkları gibi birtakım gerilemelerin de ortaya
çıktığı görülmektedir.
İmparatorluklar ve emperyalist devletler genel olarak silâh, savaş
sanayi ve stratejilerinde önemli mesafeler kat etmiştir.
Buna karşılık üniter yapıdaki devletlerde ise kültür değerleri, tarihin
ilk çağlarından itibaren üretilmiştir.
İlk çağlardan yakın tarihe kadar olan kültürel yaşam ve yaşamın
düzenlenmesi halk tarafından düzenlendiği halde günümüzde kanunlarla
düzenlenmeye çalışılmaktadır.
Osmanlı Devleti, genişleme döneminden itibaren fethettiği topraklarda
yaşayan farklı inanç ve etnik yapısı olan toplulukları altı yüz yıl başarı ile
ve kavgasız bir şekilde yönetmiştir. Hâkimiyeti aldığı milletlerin diline,
dinine, inancına, yaşayış biçimine kesinlikle karışmamış ve bir asimilasyon
programı uygulamamıştır. Eğer bir asimilasyon programı uygulansa idi bugün
Avrupa’nın Viyana’ya kadar bütün insanları Türk ve Müslüman olurdu. Devlet,
padişahlıkla yönetilmekle birlikte uygulamaları bakımından insan haklarına
saygılı ve hoşgörülü başka bir söyleyişle demokratik olmuştur.
Ancak Fransız ihtilâli, Osmanlı toprakları içinde huzur içinde yaşayan
ve birçok hakları teslim edilmiş olan azınlıklar ayaklanmışlar ve Balkanları
kana boyamışlardır. Böylece Osmanlı Türk devletinin iyice zayıflaması ve
Almanya ile yaptığı ittifak ile İngiltere’nin başını çektiği itilaf devletleri
ile dünyayı kana bulayan büyük bir savaş olmuştur. Osmanlı orduları Kuzey
Afrika, Orta Doğu, Kafkasya cephelerinde savaşmış ve yıllarca süren savaşta
yorgun düşmüştür. Bir taraftan Arapların ihaneti, öte taraftan Ermenilerin 150
000 askerle Rus ordusuna katılması, içeride bulunan Ermenilerin ordumuzu arkadan
vurma teşebbüsü olmasına ve 80 000 askerin Erzurum dağlarında donmasına rağmen
Rusya’ya karşı zafer kazanması takdire şayandır.[1]
ABD ve AB ülkeleri bir taraftan Ermenileri öte taraftan da Kürt halkını
bağımsızlık vaadiyle Türklere karşı ittifak yapıp kışkırtmaktadır. Bu
kışkırtmalar Türk milleti ile Kürt Türkleri ile Ermeniler arasında giderek
derin uçurumlar oluşturmakta ve bu halklara karşı bir karşıtlık ortaya
koymaktadır. Zaman zaman tatsızlıklar olsa da küllenen yaralar yeniden deşilmektedir.
Kapatılmayan bu yaralar yine de Atatürk’ün “Yurtta sulh” prensibiyle sarılmaya
çalışılmaktadır. Bu sabrın da yanlış anlaşılmaması gerekir.
[1]
Ermeniler, başta Maraş ve Adana bölgesinde olmak üzere silâhsız köylüler
üzerinde büyük bir kırım harekâtı yapmışlardır. Bu kırımda 510 000 Türk
katledilmiştir. Ayrıca orduyu da arkadan vurmaları üzerine yine bir Osmanlı
toprağı olan Suriye’ye tehcir (göç) ettirmesi
Yorumlar
Yorum Gönder