Ana içeriğe atla

Avrupa’nın ve Amerika’nın modern sömürgeciliği

13
Avrupa’nın ve Amerika’nın modern sömürgeciliği
Yokluklar ve kıtlıklar içinde yaşayan Avrupa ülkelerinin milletleri, Amerika’nın keşfinden ve Afrika’ya ulaşmalarından sonra buranın altın ve mücevherlerini Avrupa’ya taşımışlar ve zenginleşmişlerdir. Bu zenginliklerini kullanarak teknolojik bakımdan merhaleler kat etmişlerdir.
ABD savaşları, istilâları ve sömürgeciliği
Amerika halkı gerçek bir millet değildir. Bu toprakların asıl sahibi olan Kızılderililer ile buraya Avrupa’nın muhtelif ülkelerinden gelen hapishane kaçkınlarının, sürgün edilenlerin, hırsızların, katillerin, canilerin oluşturduğu bir topluluktur.
Kızılderililerin bir kısmını yok ederek bir kısmını kendilerine benzeterek soy kırım yapan insanlar koloniler halinde topluluklar oluştu. Bu koloniler genel olarak Fransız ve İngilizler tarafından kontrol edilmek istendi. Bir süre bunda başarı kazandılarsa da bu koloniler önce kendi aralarında ittifak yaparak İngilizlere karşı savaşarak bağımsızlık kazandı. Fakat bu bağımsızlık, ittifakın yönetime hâkim olma arzusu ile koloniler kuzey-güney olarak bölünmesiyle bozuldu. Kuzey-güney savaşları yapıldı. Bu savaşı Kuzeyliler kazandı ve Birleşik Devletler kuruldu.[1]
ABD’nin Vietnam başta olmak üzere Libya’da, Afganistan’da Irak’ta istilâ ve savaş yapmasının üç temel sebebi vardır: a. Sömürgelerinin olmaması, b. Bazı ülkelerdeki zenginlik kaynaklarına sahip olmak ve bunları kontrol etmek, c. Tarih yaratmak.
Bu üç ana unsur birbirinden bağımsız değildir. Birbirine bağlı olarak çeşitli sebeplerle savaş açmış ve işgal etmiştir.
Siyasî olarak birliğini tamamlayan ve yerlileri asimile edip soykırım yaparak bütün zenginlik kaynaklarına sahip olan ABD devleti İngilizler ve Fransızlar gibi sömürge yapabilecekleri ülkelere yöneldi. Ancak bunlar mevcutta birer devlet hâline geldikleri için siyasî sömürge yapma yerine kültürel ve ekonomik sömürge yapma yoluna gitti. 
Dış dünyadaki ülkelerden yeni keşfedilmiş topraklarda İspanya, Fransa, İngiltere gibi Avrupa devletleri sömürge olarak paylaşılmış olduklarından kendine uygun sömürgeler aradı. Bunun için ordusunu modern silâhlarla donattı ve kendine sömürge yapabileceği ülkeler aradı. Bu ülkeleri Kuzey Afrika’da ve Orta-doğuda buldu.
ABD, kendi toprakları dışında ikinci savaşını Vietnam’da yaptı. Buraya komünizmin yayılmasını önlemek için burada savaştı. Binlerce askerini kaybetti. Bir sonuç alamadan bu ülkenin topraklarından çekildi.
Mondros Mütarekesi sonrası Fransızların işgal ettiği Kerkük bölgesi, İngilizlerin işgal ettiği Adana, Maraş, Antep bölgeleri takas edilerek yer değiştirilmiştir.[2] Kerkük-Musul bölgesindeki petrolün varlığını öğrenen ABD gözünü bu bölgeye çevirmiştir.
ABD 11 Eylül saldırılarını bahane ederek teröristleri yakalamak ve yok etmek bahanesi ile Afganistan’a girerek bu ülkenin yer altı zenginliklerine ve altın madenine sahip oldu.
 Irak’a “Demokrasi getireceğiz.” diyerek girip hem milyonlarca insan yerinden yurdundan etti, binlerce insanı öldürdü, işkence yaptı. Saddam’ın çok güvendiği ordusunun kumandanlarını satın aldı ve direnmeden teslim aldı. Ülkeyi işgal etti. Devlet başkanını “diktatör” diyerek hayâsızca öldürttü. Bir zafer kazanamadan geri çekildi. Ülke üçe bölündü ve iç karışıklıklar hâlâ devam etmektedir.
Libya’ya  “Arap Baharı[3]”, “Büyük Orta Doğu Projesi” adı altında girilmiş, devlet başkanları hayâsızca öldürülmüş, ülkede karışıklık çıkarılmış, neticede petrol Avrupa ülkeleri arasında paylaşılmıştır.
İsrail’in güvenliği ve el konulan Irak petrolünün Akdeniz’e taşınması için Suriye’de iç savaş çıkarılmıştır.
Kuzey Irak’ta Yahudi kaynaklı bir Kürdistan devletinin kurulması için gerek Irak’ta gerekse Türkiye’de karışıklıklar çıkarılmış ve çıkarılmaya da devam edilmektedir.
Bu sonuçlara bakarak şunu söyleyebiliriz: 11 Eylülden itibaren aslında 3. Dünya Savaşını fiilen başlatmıştır. Ancak bu savaşın adı konulmamış olmakla birlikte başta Afganistan olmak üzere Kuzey Afrika’da, Orta Doğu topraklarında devam etmektedir. BOB projesi adı altında Avrupalı devletlerle işbirliği yaptığı gibi Türkiye hükümeti ile de işbirliği yapmış, Tayyip Erdoğan’ı eş başkan yapmıştır (Kimin eş başkanı olduğu da belli değil. Bu projeye NATO’yu da dâhil etmiştir. Savaşın bir tarafı belli. Ancak bir akıllılık daha etti. Irak hezimetinden sonra Libya’da, Irak’ta, Mısır’da, Suriye’de bir taraftan etnik, öte taraftan da mezhep savaşları yaptırmaktadır. Elini ateşe sokmamakta, burada çeşitli anarşist gruplar oluşturarak maşa bunları maşa olarak kullanmaktadır.  Aynı oyunu Türkiye üzerinde de oynamaktadır. Gizli-açık PKK’yı veya kollarını, belki de IŞİD’i destekleyerek Türkiye’yi bölme ve toprakları üzerinde Kürdistan diye bir devlet kurma çabasındadır. Bu amaçla kurulan AB ve ABD ve son günlerde Rusya, Çin ve İran’ın da katılmasıyla oluşan bir taraftan ihtilaf gibi görünen ancak gerçekte bir ittifak olan bu durum aslında gözden kaçmamaktadır.
Öte taraftan Suriye’yi parçalama-bölme operasyonunda uzaktan yöneterek isyancıları desteklememek üzere Türkiye ile de ittifak yaparak EĞİT-DONAT-SAVAŞTIR projesini uygulamak için bütün hazırlıklar yapmıştır.[4] 
ABD gerek Vietnam’da ve gerekse Irak’ta hezimete uğramıştır. Buna rağmen, Irak’taki petrol kaynaklarına el koymuştur. Ancak Irak petrolünün özellikle Kerkük havzasındaki petrolü tam anlamı ile ele geçiremediği anlaşıldığından burada zayıf ve kendine itaat edecek kimselerin önderliğinde bir Kürt Devleti kurma çabaları açıkça görülmektedir. Bu nedenle PKK’ya bağlı olmak üzere bir PYD oluşumunu gerçekleştirmiş, ve bu yolla “güya” PKK’dan ayrı bir örgütmüş gibi görerek silah yardımını açıkça yapmaktadır. Bu da Türk insanının ABD’ye olan nefretini artırmaktan başka bir işe yaramamaktadır.
Suudî Arabistan’ın Yemen’e saldırması başlı başına bir mezhep savaşı olup İran, ABD ve bazı AB ülkeleri tarafından desteklenmektedir.
Öte taraftan Çin, Rusya ve İran ŞENGHAY projesi ile ittifak kurmaktadır. Türkiye gerek NATO ve gerekse başka ittifaklar nedeniyle bu ittifaka girmek istese de ABD, buna izin vermemektedir.
Benzer bir durum Rusya tarafından da yapılmaktadır. Soğuk savaş dönemi sona ermiş gibi görünse de gerek bağımsızlıklarını kazanmış Türk devletleri ve gerekse Kırım’ı ve son günlerde de Makedonya’nın Rus askerleri tarafından işgal edilmesine teşebbüs edilmesi de yine ekonomik ve hükmetme, toprak kazanma isteminden başka bir şey değildir.
Bu istilâ ve savaşlarda bir askerî bir zafer sağlamamış olsa da ekonomik olarak bilhassa petrol ve zenginlik kaynaklarına el koyma isteğinden başka bir şey değildir.[5]
ABD, asimile edilmiş yerlilerden ve Avrupa kaçkınlarından oluşan bir koalisyon topluluktur. Bu koalisyon devlet, henüz 250 yaşındadır. Daha geriye giden bir tarihi ve kültürü yoktur. Ancak son yüzyıl içinde katlettiği –soy kırım yaptığı- yerli halkın zenginlikleri üzerine ok-yaya karşı ateşli silahlarla sahip olarak bilim ve teknoloji bakımından ilerleme kaydetmiştir.
Bir toplumun bilim, teknoloji ve silâh sanayiinde ileri gitmesi bizzat bir medeniyet yarattığı anlamına gelmez. Bunu ancak tarih öncesi çağlardan beri oluşturulmuş ve medeniyete katkı sağlamış millî kültürlerin, bilimsel buluşların ve teknolojik gelişimlere katkıda bulunmakla izah etmek mümkündür.



[1] ABD’nin bu iç savaşında Osmanlı Cihan Devleti, iki gemi erzak ve silâh gönderdi. Bu iyiliğine rağmen görüşmelere gözlemci olarak katılan ABD, Lozan Anlaşmasını imzalamadı. Yani iyiliğe nankörlük etti.
Türk milleti bu gibi nankörlükle bir de Yahudilerle karşılaştı. İspanya’dan kovulan Yahudiler Türklerin şefkatli kolları tarafından kucaklandı. Fakat onlar, başta Barzanî Yahudileri ile işbirliği yaparak Türk ülkesinin topraklarını kapsayacak Kürdistan devletini kurmak için çaba göstermektedir. Bu çabaya, ABD’nin de ortak olduğu bilinmektedir.
[2] İhtimal ki Fransızlar Kerkük bölgesinde petrol olduğunun farkında değillerdi.
[3] “Arap baharı” sözü, bir kandırmacadır. Buna “Arap kışı” demek daha uygudur.
[4] Gerçekte Suriye’nin bir iç işi olan Esad’a karşı ayaklanma hareketleri, Esad’ın Alevî olması sebebi ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ısrarla ABD ile ittifak yapmıştır. Böylece Eğit-Donat-Savaştır projesini uygulamak üzere Suriye’ye karşı hasmane tavır takınmıştır. Hatta Yeni Osmanlıcılık adı altında isyanın başladığı günlerde bir hafta içinde Cuma namazını Şam Emevî Camiinde kılacağını ilân etmiştir. Son zamanlarda Türk Ordusunun Suriye’ye gireceğine ilişkin söylentiler oldu ise de toplumda ve basında bir karşılık bulmamıştır. TSK’nın tutumu ise açıkça bilinmemektedir.
[5] Esas itibarı ile ABD topraklarında da bol miktarda petrol vardır. Ancak bunları işletmemektedir. Bunları ancak Ortadoğu’da petrol tükendikten sonra işletecektir. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

4 MEDENİYETİN OLUŞUMU İnsanlık tarihi, genel olarak yazının icadından önce ve sonra olmak üzere iki bölümde incelenir. Ek 1’de gösterilen toplumların ve milletlerin kültür, bilim ve teknolojiden ibaret olan medeniyetin temelinin ve esasının yazının icadından önce ve kısa bir süre sonra atılmış olduğu açıkça görülür. Bugün ulaştığımız kültür, bilim ve teknoloji kaynaklarının bir kısmı gösterilmiş, bir kısmı unutulmuş olsa da esasen çoğunun hangi devirde icat veya keşfedildiği bilinse bile birçoğunun hangi millet veya topluluk tarafından ortaya konduğu bilinmemektedir.  Örneğin bugün ekmek yapıp yediğimiz buğday, bitki olarak tabiatta bulunsa bile hangi toplum ve ne zaman toprağa atıp yetiştirmeyi akıl etmiştir? Diyelim ki tesadüfen olmuştur, peki, hangi toplum ve ne zaman buğdayı un yapan teknolojiyi keşfetmiştir? Yani bugünkü modern tarımın öncüleri kim ve ne zaman olmuştur? Ayakkabıyı kim ve ne zaman icat etmiştir? Acaba, Arşimet, suyun kaldırma gücü olduğunu bulmuş mudur...
Sözlerinden bazıları Mustafa Kemal Atatürk çok zekî bir insandır. Zekâsını okuduğu kitaplarla ve gözlemleriyle beslemiştir. Ve gerçek bir liderdir ve çok ileri görüşlüdür. Bugün, dünyanın pek çok ülkesinde onun büstleri ve heykelleri ve sözleri halâ güncelliğini korumaktadır. Onun topluma rehberlik eden ve ülkenin ve milletin yönetim, ekonomi, eğitim, dış ve iç politika gibi konularda söylediği sözler halen canlılığını korumaktadır. Bu sözlerden bazıları aşağıda gösterilmiştir. Yurtta sulh, cihanda sulh.  İngilizcesi Peace at home, peace in the world. Our true mentor in life is science.   Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.   Türkiye Cumhuriyetinin temeli kültürdür. İngilizcesi Culture is the foundation of the Turkish Republic. İstikbal göklerdedir. Güzel sanatlardan mahrum kalmış bir millet, damarlarından birini kaybetmiş demektir. Süngülerle, silâhla ve kanla kazandığımız askerî zaferlerden sonra, kültür, bilim, fen ve ekonomi alanlarında da z...

TARİHTEN ÖNCE VARDIK, ŞİMDİ DE VARIZ, YARIN DA OLACAĞIZ.

10 TÜRKLERİN MİLLET OLARAK DÜNYA SAHNESİNE ÇIKIŞI [1] Türkler, Ön Türkler olarak adlandırılan Göktürklerden ve tarih öncesi dönemde Orta Asya’da   Altay Dağları   ile   Tanrı Dağları   arasındaki bölgede tarih sahnesine çıkmıştır (M.Ö. 6000). İster yaratılış ister türeyiş hangi kurama inanırsanız inanınız küçük topluluklar halinde yaşamaya başlayan topluluklar avcılık hayatlarından çiftçilik ve çobanlığa geçmeleri ile ilk milletleşme olgusuna 8000 yıl önce (M.Ö. 6000) geçmeye başlamıştır. Türk milletini oluşturan ve değişik bölgelerden gelerek Altay-Tanrı Dağları arasında toplanan insanlar da bu tarihlerde koyun yetiştiriciliğinden başlayarak atlı göçebe hâlinde birleşerek komşularının Türk olarak adlandırdığı Türk kültürünü oluşturmuştur. Bu tarih aşağı-yukarı Tunç Çağına rastlamaktadır. Tarih öncesi kültürler anlatılırken de söylendiği gibi Tunç Çağında tarih sahnesine çıkan Türkler, ana yurt olarak edindikleri bu bozkırlarda hayvancılık, avcılık, taştan ...